Mehmet ÇINAR/ANTALYA, – Antalya’nın Kaleiçi bölgesinde, halı satışı yapılan bir dükkânın merdiven girişinde bulunan mihrabın, 18-19. yüzyıldan kalma bir esere ait olabileceği düşünülüyor. Sanat tarihçisi Doç. Dr. Mehmet Top, “Bu eser, tarihi, sanatsal ve özellikle etnografik açıdan büyük bir öneme sahip ve yerinde muhafaza edilmesi gerekir” ifadelerini kullandı.
Kaleiçi’nde yer alan bir halı mağazasının merdiven girişinde, geçtiğimiz ay keşfedilen askılı ahşap mihrap parçasının, 14. yüzyılda inşa edilen Konya’daki Köşk Acem Nasuh Bey Camisi’nde tahrip olan bir diğer mihrapla ile bağlantılı olduğu iddiaları gündeme gelmişti. Mihrapla ilgili olarak Antalya Müze Müdürlüğü tarafından bir inceleme gerçekleştirilerek rapor hazırlandı. Ayrıca, resmi raporun Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün yapacağı çalışmalar neticesinde hazırlanacağı bildirildi. Müze ekibinin raporunda, mihrap üzerindeki torna izleri ve yapım malzemesine dayanarak, eserin yakın bir döneme ait olduğuna dikkat çekilmiş. İş yeri sahibiyle yapılan görüşmelerde, mihrapın 1990’lı yıllarda merhum koleksiyoner H.T. tarafından Beyşehir’den getirildiği belirtilirken, Köşk Camii’nin mihrap kısmının malzemesinin ahşap değil alçı veya çini olduğuna dair bilgilere ulaşıldığı ifade edildi.
ALÇI ÜZERİNE SONRADAN YAPILAN AHŞAP MİHRAP
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nde görevli Doç. Dr. Mehmet Top, Kaleiçi’nde keşfedilen mihrap hakkında kapsamlı bir rapor hazırlayarak ilgili kurumlara iletti. Mihraplar üzerinde pek çok çalışma gerçekleştirdiğini anlatan Doç. Dr. Top, bu yapıların kültürel bir değer taşıdığını, işlevselliğiyle ve yapısal özellikleriyle belirli bir dönemin özelliklerini temsil ettiğini belirtti. “Konya’dan geldiği kesin çünkü 18-19. yüzyılda burada ahşap mihrap geleneği hakimdi. Beyşehir, Doğanhisar, Konya ve çevresindeki köylerde bu gelenek yaygın bir şekilde bulunmaktaydı. ‘Köşk Camisi’ne ait olabilir’ görüşleri var. Ben kesin bir şey söyleyemem ama incelediğim birkaç örnekten yola çıkarak, alçı mihrapların üzerine ahşap mihrapların yapıldığını fark ettim. 14. yüzyılda alçı ve çini mihraplar oldukça yaygındı. Eğer bu mihrap Köşk Camisi’ne ait olduğu düşünülüyorsa, öncesinde caminin Beylikler Dönemi’ne, yani 14. yüzyıla tarihlendiği akla geliyor. İlk yapıldığında alçı olabileceği ve zamanla tahrip olup bunun üzerine ahşap mihrap inşa edildiği ayrı bir ihtimal. Zaten bu ahşap mihraplar, dışarıda inşa edilip duvara monte ediliyor” şeklinde bilgi verdi.
BİR CAMİDEN SÖKÜLEREK GETİRİLMİŞ
Kaleiçi’ndeki iş yerinde dekoratif kapı olarak görevlendirilen ahşap elemanın aslında bir mihrap niteliğinde olduğunu ve Konya’dan getirildiğini belirten Doç. Dr. Top, “Tamamen ahşap malzeme ile el işçiliği ve torna tekniğiyle birleştirilen bu mihrap, bir camiden sökülerek buraya taşındığı anlaşılıyor. Raporda, kademeli silmeler, bordür ve şeritlerle süslenmiş çerçeve, niş, taç kısmı ve kitabelik detayları ayrıntılı bir şekilde inceleniyor. Mihrapta buğday başağı motifleri ve kaytan silmeler yer almakta, üst kısmında yarım daire biçiminde bir tepe süsü bulunmaktadır. Bu, yapının malzeme, teknik, tipoloji ve süsleme özellikleriyle mihrabı işaret ettiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Benzer örneklere Anadolu’nun pek çok yerinde, özellikle de Konya ve çevresinde rastlanmakta ve bu yapılar 18. ve 19. yüzyıl Osmanlı dönemine ait özellikler taşımaktadır” dedi.
TARİHSEL, SANATSAL VE ETNOGRAFİK ÖNEM
Doç. Dr. Top, incelenen mihrap ile Seydişehir Seyyid Harun Veli Camii Mihrabı (1890), Ilgın Ağalar Köyü Camii Mihrabı (1907) ve Doğanhisar Başköy Camii Mihrabı (19. yy) gibi birçok benzer sürekliliğin teknik, malzeme ve süsleme açısından küme benzerlik gösterdiğini aktardı. Ayrıca, mihrapların İslam mimarisinin temel unsurlarından birini oluşturduğunu ve kıble yönünü gösterdiğini de vurguladı. Sivil yapılar içinde dekoratif bir unsur olarak kullanılmasının karmaşık olduğunu belirten Doç. Dr. Top, “Mihraplar, 18-20. yüzyıl Osmanlı sanatına birer örnek niteliğinde olup, geleneksel bezeme anlayışı ile batı tarzı mimarinin birlikte uygulandığı özgün eserlerdir. Kaleiçi’nde bulunan bu mihrap da tarihi, sanatsal ve en önemlisi etnografik açıdan büyük bir önem taşımaktadır ve işlevini kaybetmeden yerinde korunması zaruridir. Bugün bir kapı süsü olarak işlev gören bu mihrap, gerçek amacına ve yerine yeniden kazandırılmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.




